VII. İstanbul Karbon E-Zirvesi | 28 Eylül 2021

İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) öğretim üyelerinden Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, havacılık endüstrisini çok yakından takip eden bir akademisyen. Sürdürülebilir Havacılık Yakıtları (SAF) biyoyakıtlar ilgi alanı. Neredeyse dünyadaki tüm ülkeleri gezen birisi olarak havalimanları ve seyahat konusunda da ciddi deneyimleri var.

Havacılık endüstrisini merakla takip eden ve enerji teknolojilerine kafa yoran bir akademisyen olan Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu, 150’den fazla ülkeyi keşfederek “Altın Gezgin” kategorisine ulaşan önemli bir isim. Karaosmanoğlu başkanı olduğu Sürdürülebilir Üretim ve Tüketim Derneği (SÜT-D) ile sivil toplumda da uğraş veriyor. Karaosmanoğlu ile profesyonel gezgin olmanın yöntemlerini ve seyahatlerini konuştuk. Bir akademisyen olarak gezilerini nasıl planlıyor? Gideceği ülkeleri nasıl seçiyor? Kovid-19 problemi sona erip, kapılar açıldığında nerelere gitmek istiyor? Prof. Dr. Filiz Karaosmanoğlu’ndan Haber Aero’ya özel değerlendirmeler aldık.

“Atıklardan havacılık yakıt yapabiliriz”

Enerji teknolojisi akademisyeni olarak temel araştırma alanım biyoyakıt teknolojisi. Artık günümüzde sürdürülebilirlik önemli. Sürdürülebilir Havacılık Yakıtları (Sustainable Aviation Fuel – SAF)), biyojet yakıtları var. Bunlar nelerdir? Bildiğiniz gibi jet yakıtları petrol kökenlidir. Jet yakıtlarına alternatif yakıt seçenekleri vardır. Bu seçenekte biyorafineri dünyasında yani biyoyakıt dünyasındadır. Uluslararası kabul görmüş seçenekler şunlardır. Fischer-Tropsch sentezi ile parafinlerden, hidro işlemeyle ester ve yağ asitlerinden, şekerli bitkilerden, etanol ve isobutanolden jet yakıtları hidrokarbonlarını üretebiliriz. Bu bağlamda algler, odunsu atıklar, atık bitkisel yağlar ham maddedir.

“Boeing biyojet yakıtına liderlik yapıyor”

Uluslararası Enerji Ajansı Raporu’na göre 2030 yılında havacılık petrol tüketiminin %15’ine, küresel sera gazı salımlarının %2,5’una sebep olacak. 2020 yılında %10, 2040 yılında %20 oranında SAF kullanımı ön görülüyor. İlk kez 2008’de, milyarder iş adamı okyanus üstünden babassu yağı ve hindistan cevizi yağı kökenli yakıtıyla uçuşu sağladı. Konuya havacılıkta en çok kim önem veriyor dersek, cevap Boeing. SAF üretimi için dünyada teknolojisini geliştirmiş, ticari olarak kabul gören 3 teknoloji öne çıkıyor. Enerji sektöründe ve askeri havacılıkta çalışmalar var. Avrupa ülkeleri ve ABD’de. Son bilgilere göre, 150 bin uçuşta biyoyakıt katkı olarak kullanıldı. SAF miktarı binde bire karşılık geliyor. Halen her biri birbirinden güzel Oslo, Bergen, Stockholm, Brisbane, Los Angeles biyoyakıt tedariki yapılıyor.

“İstanbul Havalimanı ve THY biyoyakıtla ilgileniyor”

Bütün biyoyakıt teknolojisinde olduğu gibi SAF üretiminin zorlayıcı yanı ham madde tedariğidir. Biyorafinerilerde biyojet yakıtını üretmek kelimenin tam anlamıyla alamet-i farika değildir. Çünkü kimya endüstrisi ilk kez odunu işlemiştir, hidrokarbonları elde etmiştir. Ardından kömürü, petrolü, doğal gazı işleyen endüstri biyokütleyi işlemeyi iyi bilmektedir. Biz bunu biliyoruz. Mühim olan biyokütleden, atıklardan tedarik zincirini iyi yöneterek, makul fiyatlarda üretim yaparak SAF arzını sağlayabilmek. Aralık 2010’da Hava Harp Okulu’nda biyojet yakıtlarını anlattığımı ve subay adaylarının beni ilgiyle dinlediğini hatırlıyorum. Türk Hava Yolları (THY) Temmuz 2013’te bir Amerikan firmasıyla bağlayıcı olmayan SAF konulu iyi niyet anlaşması yaptı. En son gelişme şöyle. İstanbul Havalimanı’nın akaryakıt tedarik şirketi olan TFS yine bir dünya deviyle bu konuda çalışmaları sürüyor. Ülkemizde henüz SAF kullanımı için bir zorunluluk, mevzuat yok. Küresel gelişmelerle olacak. Yatırımcı önünü görmeli.

“ICAO’da bu konuyla ilgili bir çalışma yapıyor”

Bilindiği gibi Avrupa 2050’de karbon nötr ana kara olmak istiyor. Avrupa Yeşil Düzen Belgesi, İklim Kanunu var. Taşımacılığın sera gazı salımlarını, karbon ayak izi düşürme gereği var. Uzun dönem karbonsuzlaşma hedefi var. SAF konusunda Uluslararası Sivil Havacılık Örgütü (ICAO) çalışıyor. Stratejiler belirliyor. Karbon Dengeleme ve Azaltma Şeması (CORSIA) kapsamında 2021-2023 pilot çalışma dönemi. Örgütten bir açıklama bekliyoruz. Bizim bayrak taşıyıcı kuruluşumuz THY, bu gelişmelerin dışında kalmayacak. Mühim olan yatırım endişesi olmaması, ilgili tedarik zincirinin kurulması ve bir yasal düzenleme gelmesi. Örnekler de var. Hollanda’nın Apache Solo takımı biyoyakıtla uçtu. Ben de bir gün görmek istiyorum. Türk Yıldızları niçin biyoyakıtla uçmasın. Bu çok stratejik bir husus. Uçmak çok keyifli. Hem keyifli hem de sağladığı hız, sağladığı hareketlilik vazgeçilmez. Ama hava taşımacılığının karbon ayak izi çok yüksek. Bunun için sektör önlemlerini almak zorunda. Teknik yeterlilikteki kuruluşlarımızda biyodizel ve biyoetanol üretilmekte, motorine ve benzine katılmakta. Bu harmanlama zorunlu oranlarının artırılmasını bekliyoruz.

“Enerji tarımı yapmamız lazım”

Biyoyakıt üretiminde tesisinizin kapısından, mevzuat gereği yerli ham madde girmesi lazım. Bunun için enerji tarımını yapmanız lazım. Biyodizel Türkiye’de çok önemli bir şeyi başardı. Anadolu’ya özgü aspir adlı yağlı tohum bitkisinin yaygın ekilmesini sağladı. Şimdi ketencikle ilgili çalışmalar var. Biyorafineri çıktıları biyomalzeme, biyokimyasal ve bir biyoyakıttır. Bir biyorafineri insanın gıdasına, hayvanın yemine dokunmaz. Bu sektörün etik değeridir. Biz şimdi gıda ile aynı kaynakları birinci nesil biyoyakıtlar için kullanıyoruz. Ancak biyoyakıt dünyası kendini ikinci, üçüncü, dördüncü nesil biyoyakıtlara hazırlıyor. Örneğin şeker pancarından alkol üretmek var. Bir de odunsu atıklardan da alkol üretmek var. Kullanılmış kızartma yağlarından, alglerden biyodizel üretimi var. Bu sektör hızla gelişiyor. Bizim az ve öz, yetkin biyodizel ve biyoetanol yatırımcımız var. SAF konusunu biyodizel üreticilerimiz yakından takip ediyor.

“Stockholm’de olan bizim havalimanlarında da olmalı”

Ben doktoramı yaparken yüzde 10 katkılı alkollü benzini (gasohol) öğrenmiştim. İlk defa ABD’de gezerken yemyeşil bir eyalette harika da bir otomobilim vardı. Yakıtımın biraz azalmasından sonra hemen gasohol almaya gittim. Özellikle yurtdışında Kuzey Amerika’da gezerken gasohol almaya çalışırım. Tarımın yoğun olduğu eyaletlerde biyodizel satış noktalarını ziyaret ederim. Biyoyakıt dünyamız havacılığa geliyor. Malumunuz havacılıkta kararlar küresel alınıyor. Uymamak pek mümkün değil. Eğer Stockholm Havalimanı SAF tedarikini yapıyorsa İstanbul Havalimanı da yapmak durumunda. Onun için uluslararası kurallar var. Bunlarla dünya daha güzel olacak. Yakıt çeşitlendirilmelidir. Petrole alternatif katı-sıvı-gaz yakıtlar biyoyakıt dünyasındadır. Bu nedenle biyokütle kaynakları güneşten, sudan, rüzgârdan farklıdır. Çünkü güneş, su ve rüzgârdan sadece elektrik, ısı ve soğuk elde edersiniz. Hâlbuki bitkisel ve hayvansal kaynaklardan, enerji tarımından, atıklardan katı, sıvı gaz yakıtları üretebiliriz. Çünkü sıvı yakıtlar gereklidir. Katı yakıtlar gereklidir. Biyorafinerilerin böylesi bir harika ayrıcalığı vardır.

“Atıkları ayrı toplamayı başarmalıyız; Atıklar ulusal bir servettir”

Canlı doğanın, yeşil ekonominin ve bunun dışında olan hiç unutmamamız gereken kısım atıktır. Atıktan elektrik, katı-sıvı-gaz biyoyakıtları üretebiliriz. Bu biyoyakıtlar değerlidir. Avrupa’da kullanılmış kızartma yağlarından elde edilen biyodizelin karbon azaltım potansiyeli iki misli değerlendiriliyor. Bir ürünü, yakıtı atıktan ürettiğinizde döngüsel ekonomide mükemmel bir ekonomik değer kazanılır. Hem atığın çevre sorununu çözersiniz hem de katma değerli ürün yaparsınız. Böylece yeşil karbon değer yaratır. İnsanoğlu ilk kez ateşi buldu ve odunu yaktı. İlk biyoyakıtı kullandı. Odunun külü ilk katı atıktı. Odunun ilk baca gazı ile ilk sera gazı yerküremize salındı.

Biyoyakıtlar, SAF yeni duyan için yenidir. Ancak biyoyakıt teknolojileri, dönüşüm süreçleri kimya endüstrisi için yeni değildir. Kimya endüstrisi kömürü, petrolü, doğal gazı, cevherleri, atıkları işler, değer yaratır. Ürünleri insana sunar. İşte bu kimya mühendisliğidir.

Avrupa Birliği başta olmak üzere bütün dünyada, döngüsel ekonomi, yeşil ekonomi bağlamında atıktan katma değerli ileri dönüşüm ürünlerinin eldesi gündemde. Türkiye’de en başarısız olduğumuz mevzu atıkları ayrı toplamayı yapamıyor oluşumuz. Bunun için vatandaş, belediye, lisanslı toplama ayırma tesisleri, atığı işleyen tesisler, her beraber bir bütün olarak başarıyı yakalamamız gerekiyor. Bunu yapmalıyız. Atık ulusal servettir. Atık bir ham madde. Dünyamızdaki yedinci kaynak. Atık aynı zamanda SAF için de önemli bir ham madde. Unutmamalıyız.

“İklim değişikliği eylem planları hazırlanmalı”

Ülkemizde de yerel iklim değişikliği eylem planlarını hazırlayanlar var. Hazırlayacaklar var. İklimle ilgili mevzuatımız geliyor. Avrupa Birliği müktesebatına uyum sürecinde çevre mevzuatımız yapıldı. Bu tetikleyici unsurlarla atık yönetimi konusunda belediyelerimizde artan bir başarı olacağını öngörüyorum. Olumlu bakıyorum. Devletin hocası olarak daha iyi olacağına inanıyorum. Umut etmek, istemek lazım. Bu vatan çok güzel. Yeşili güzel, mavisi güzel. Denizin mavisi de, gökyüzünün mavisi de güzel. Hem bir akademisyen, hem bir sivil aktivist, hem de kalemini yeşil kullanan bir yurttaş olarak gayret ediyorum. Enerjimi de gezmeden alıyorum. Geziyorum, bir de kahve içiyorum.

“Münih Havalimanı’ndaki hidrojenli otobüs unutmadım”

Bir mühendis gezgin, bir sürdürülebilirlik yönetimi çalışan akademisyen olarak havaalanına girdiğimde, büyük, küçük, yerel havaalanı fark etmeden, hizmete bakarım. Benim için havalimanları kocaman bir tesistir. Bu tesisin enerjisi, suyu, atığı iyi yönetilmelidir. Uçak içi hizmeti, kalitesi de ilgimi çekiyor. Ne yapıyorlar, nasıl yapıyorlar? Bunları izlerim ve biriktiririm. Ve ilkleri de çok severim. Mesela ben ilk kez Kuala Lumpur Havalimanı’nda tren görmüştüm. Münih Havalimanı’nda hidrojenli yolcu otobüsü gördüm. Bunları hiç unutmuyorum.

“Uçmayı ve gezmeyi ruhen de sevmelisiniz”

Uzun uçmak spor gibi. Aynı zamanda bir maraton gibi de olur. Korkmamak gerek. Ben Auckland’dan uçmaya başladım evime gelene kadar saydım baktım. Singapur aktarmalı 33 saat. Bu az bir süre değil. Şimdi bunu, uçmayı ruhen seveceksiniz. Benim için uçmak kısmı da seyahatimin bir parçasıdır. Ben seyahatimi planlarım. Eşim der ki, “Hoca gitmenin G’sinde kapıdadır.” Çıkarım tek başıma gezerim. Müsaitken oğlumla gezdim. Eşimle de daha çok Akdeniz Bölgesi ülkelerini keyifli gezeriz. Kız arkadaşlarımla, küçük gruplarla gezerim. Ama ben tek başına da mutlu ve çok verimli gezen bir kişiyim. Örneğin yerel hizmet alarak Myanmar’ı ve Kuzey Tayland’ı gezdim. Sabah gün doğumunda Bagan’da balona bindim. Balon teknolojisine de dikkat ettim. Kuzey Tayland’ta fillerin atıklarından elde edilmiş selülozla yapılmış çerçeve satın aldığımda, o geleneksel ürün benim için biyokökenli endüstriyel üründü. Araştırma alanımı gezilerimde görünce mutlu oluyorum.

“Trans Sibirya Tren turu yapan 8 kişiden biriyim”

Sibirya’yı çok görmek istemiştim. Keşfettim. Türkiye’de Trans Sibirya Tren turunu ilk yapan 8 kişiden biriyim. 2019 Eylülünde, Kore Demokratik Halk Cumhuriyeti’ni gezdim. 9 Eylül Bağımsızlık Günü’nde oradaydım. 155 bin kişilik 1 Mayıs Stadyumu’nda müthiş bir gösteri izledim. Kuzey Kore’yi okumak var, bir de yaşamak var. Benim için çok farklı ve öğretici oldu. Moldovya’yı keşfettiğinizce Gagavuzya var. Bir de Transdinyester diye bir yer var. Kimsenin tanımadığı sözde sosyalist bir yer. Buralara giderek, öğrenmek gerek, gerekiyor. Mesela ben nükleer reaktörü çizebilirim, anlatabilirim. Çernobil teknik turu açıldığında ilk gidenlerden biri oldum. Çernobile gidip o şehri görmeniz ve nükleer facia sonrasında oraya keşfetmeniz lazım. Facia öncesinde, 1 Mayıs günü açılması beklenen, çocuklarla neşeyi yaşayamayan dönme dolabın bugünkü halini, hüznünü görmeniz lazım. Gezerken doğa coşmuştu. Sonbaharda ağaçların yeşili, kavuniçisi vardı. Bu ayrı bir keşif. Bir gezi zor da olabilir. Çok zarif ve kolay da gezebilirsiniz. Portekiz’i, İsviçre’yi Fas’ı oğlumla gezdim. İsviçre’de şık şık gezersiniz. Kongo Nehri’nde ise 10 saat kanoda yolculuk yaptım. Vringo volkanik sıradağlarında 3 kız arkadaş zorlu bir tırmanış ve geceleme yaptık. Dağın zirvesine yürüyerek 7 saat 40 dakikada çıktık. Gece, yakın mesafeden aktif yanardağı seyrettim. İnanılmazdı. Meşakkatli bir yaşamdır gezgin olmak. Gezgin olduğunuzda okumak lazımdır önce. Sonra gezmek ve sonra tekrar okumak lazımdır. Örneğin ben Darwin’in ispinozlarını, teorisini biliyordum. Ama Galapagos, Ekvador’da bulundum. İguanaları, kaplumbağaları, yaşamı gördüm. Başka bir senteze kafamda ulaştım. Dünya o kadar güzel ki…

“Keşif gemisiyle Antartika’ya gideceğim”

Benim için iklimle mücadele çok öncelikli. Alaska’yı gezerken ne kadar havanın mevsim ortalamalarına göre daha sıcak olduğunu gördüm. Valdez kazasını biliyordum. Oraya gittiğimde su samurları için daha çok gözlerim doldu. Kazadan sonra petrol sektörü çift cidarlı tankerleri yaptı. Öğrenmenin bedeli doğa için ağır oldu. Alaska su ekosistemlerini yenilemek ve korumak için uğraş veriyor. Patagonya’ya gittiğimde buzulları, Macellan penguenlerini keşfettim. Bu bilgileri görerek size kattığı heyecan başka hiçbir şeyde yok. Benim için zaten iki tane enerji kaynağı var. Eşim ve oğlum. Bir de sabah Türk kahvemi içip, ardından gezmek. Gezilerimin bana kattıkları akademik gücümü artırıyor. Ben sürdürülebilir üretim için araştırıyor ve iklim değişimiyle mücadele ediyorum. Dünya çok güzel. İnsan eliyle kirletip, iklimini değiştirmemeli. Antartika’yı görme ve keşif hedefim var. Planladığım turum pandemi nedeniyle seneye ertelendi.

Şimdiki hedefte Antarktika, Korsika ve Borneo var. Keşif gemisiyle olacak Antartika için heyecanlıyım. Bunun planlamasını yaptım. Bunları düşünmek ve hayal etmek bile şimdi çok güzel. Bu gezilerimi gerçekleştirdiğimde de ayrı mutlu ve bilgili olacağım.

“Bütün Anadolu’yu gezdim”

Dünyanın su ve kara sistemlerinin ne kadar harika olduğunu görüyorum. Filipinler’de Boracay’a gidiyorsunuz. El Nido, Coron Adası ve lagünleri görünce Mevla’m neler yaratmış diyorsunuz. Güzelim okyanuslardaki plastik atıkları ve sorunları da biliyorum. Bütün besin zincirindeki olanları da biliyorum. Su ve kara sistemlerine bu kadar bencil davranan insanoğlu davranışlarını değiştirmeli. Bunlar için ben savaşıyorum. Bu dünya iyi kalsın diye akademik grubumda yaşam döngüsü değerlendirmesi ve ekotasarım çalışıyorum. Kalemimi de bunun için yeşil kullanıyorum. Okyanus dostu, bir sivil bir aktivistim. Çünkü okyanuslar, denizlerimiz bizim can damarımız. Aynı şekilde Anadolu ve Rumeli’ye de hiç kıyamıyorum. Ülkemi gezdim. Ne mutlu ki yeni yerler keşfediliyor. Mesela Göbeklitepe var. İnanılmaz. Gezginlik insanın kişiliğinin bir parçası. Bir disiplin, bir planlama, bir isteme ve ondan sonra yapma. Çok öğretici bir eylem.

“Otomobilden bir şey atmakta dünyadaki nadir ülkelerden biriyiz”

Gezdiğim ülkeleri anlatıyorum. Ülkemin tüm coğrafyası biz gezginler için bir hazine. İğneda longoz ormanını da çok seviyorum. Maalesef ikinci gittiğimde gerçekten gözlerim doldu. Longoz ormanında beş litrelik atık plastik su ambalajları vardı. Küçük de değil. Metalik içecek kutuları. Plastik poşetler. Bir insan dünyadaki böyle sayılı yerlerden birine, güzel doğaya nasıl bir atık atabilir. Atmak böylesi kolay olmamalı. Orta Asya’dan Anadolu’ya, Rumeli’ye taşınmış kültürümüze bunları hiç yakıştıramıyorum. Biz otağ kurmuş, göç etmişiz. Doğayı kutsal buluruz. Bizim cemremiz var, havaya, toprağa, suya düşen. Bizim kültürümüz bambaşkadır. Benim büyüdüğüm Üsküdar’da sokak süpürülürdü. Ben bu kadar ülke gördüm bizimki kadar “atan” bir ülke görmedim. Otomobilden bir şeyler atan dünyadaki nadir ülkelerden biri bizim ülkemiz. Üzücü. Çünkü yurtdışına bakınız. Çevre yollarında arayınız. İçecek kutusu veya uçan bir poşet göremezsiniz. Bizde bir atma var. Bizde bir kurtulma ve atma var. Atmayalım değer katalım diyorum.

Uçuşta belli bir süre koltuğunuzu ve belli bir hacmi kullanıyorsunuz. Sizi kolaylaştırıcı cepler var, ikramlar var. İnsan orayı da güzel ve düzgün yönetmeli. Uçakların kirletilmesi uçuş başlangıç-varış noktasına göre farklılıklar gösteriyor. Kimi uçuşlardan inerken yerlere bakmaktan utanıyorum. İnsanın kendi atığını, çöpünü yönetmesi gerekir. Uçakta kağıt atık torbası oluyor. İstenince fazlasını da verebilirler. Atığınız fazla ise arka bölüme götürebilir ya da uçuş ekibinden destek talep edebilirsiniz. Onun için uçmak, gezgin olmak apayrı bir kültür. Ülkelere gitmeden enerji ve atık yönetimlerini de okurum. Daha THY uçmadan Kenya’ya gitmeye çok heveslenmiştim. 2005’te Hollanda aktarmalı gittim. Çok güzel gezdim. Mombasa dahil, ayrıntılı gezdim. Gitmeden Kenya’yı okuyayım dedim. Kenya Devleti’nin sayfasını açtım. Enerji strateji planı çıktı. Kostarika’ya giderken de çalıştım. Bu yıl onların karbon nötr ülke olma hedefi var. Panama Kanalı’nı gördüm. Çevresinin temizliğine, düzenine çok özendim. Ben pek kıskanıyorum demem. Ama yurtdışında pek çok konuda özeniyorum. Ülkemde de olsun istiyorum.

“En sevdiğim havalimanı Bangkok”

En temiz, en düzgün ve malzeme seçimi açısından Bangkok Suvarnabhumi Havalimanı’nı beğeniyorum. Bangkok’tan aktarma da yapıldığı için sık gidiyorum. Havalimanı çok temiz. Sanki hep aynı, hep yeni kalıyor, eskitmiyorlar. Malzeme seçimi, malzeme kullanımı da çok önemli. Havalimanın bir ülke için ilk intibadır. Gümrük memurları, memureleri de çok önemlidir. Size nasıl davrandıkları. Hitapları çok önemli. Doktora sonrası araştırmamı yapmak üzere oğlum Mert ve arkadaşım ve kızı ile Kanada’ya gittik. İki anne iki çocuk. Yanımızda kurallara uygun büyük paketli bitkisel yağ numunelerimiz de vardı. Özel izinli. Bize gümrük memurları niye Kanada’ya geldiniz sordular. Araştırma yapmaya geldiğimizi anlattık. İnanın bize, iki anneye Kraliçe Elizabeth gibi davrandılar. Ben o ülkeye öyle girdim. Bizim ülkemize gelenleri de iyi ve bize yakışır karşılamamız lazım. Havaalanlarımız ilk yüzümüz. Gelmeden biri bizi okur. Peşin yanlış hükümlü de olabilir. Ama havaalanımıza indiğinde Türkiye’yle karşılaşır. Bunlara dikkat gerek.

“Unutulmaz Gezgin Anıları kitabımız var”

Merhum Kıymetli Hocam Prof. Dr. Orhan Kural’la biz gezginlerin bir kitabı var. “Unutulmaz Gezgin Anıları” adında. O kitabın özgün yanı şudur. Gezdiğimiz yeri değil, çok özgün bir olayı yazmamızı istemişti Değerli Hocam. Benim bölümüm yurtdışında Türkçe kullanımıyla ilgiliydi. Bizim insanlarımızın büyük bir kısmı, kimsenin Türkçe bilmeyeceğini veya bir kişiye bakıp bunlar Türk olamaz diyerek her yerde konuşuyor. Beni de pek Türk zannetmiyorlar. Yanımda konuşuyorlar. İsviçre’de tren istasyonunda böyle bir hikayem var. Yanımdaki bir çift, bankta otururken Türkçe konuştular. Hiç duymak istemeyeceğiniz, oldukça ayrıntılı özel konulardı. Gezmek keyiftir, gezmek eğlencedir. Benim için yanı sıra öğrenme ve uygulamadır.

“Ülke seçerken zaman çok önemli”

Ülke seçerken gidebileceğim zamanı düşünüyorum. Çünkü gideceğiniz yer için iklim çok önemli. Orada iyi gezmek için uygun bir iklim olması lazım. Kuzey-Güney yarımküreye göre seçimi iyi yapmak gerekiyor. Bir de hedef ülkelerim var. Şimdi Antarktika önceliğim. Ve bunların arasına keyifler katıyorum. Mesela Fransa’yı gezmek sadece Paris ve çevresi değildir. Ben Fransa’yı adeta haritayı dörde bölerek gezdim. İlk gezgin olduğum yıllarda Avrupa’da tarihi, kültürel, doğa öncelikli yerlerini gezdim. Daha sonrasında ben bir ülke için daire ya da kare çizerim ve ardından otomobil ya da trenle keşfederim. Biz eşimle Yunanistan’ın küçük yerlerini hep keşfederiz. 1994’ten beri yazları oraya gidiyoruz. Benim baba tarafım Selanik’e dayanıyor. Eşim sınırdan geçince hoca yüzüne renk geldi diyor. Ben de hep “buralar bizim idi” diyerek geziyorum. Örneğin Vietnam-Kamboçya-Laos’u görmek için zamanınızı ayarlayacaksınız, bütçenizi ayarlayacaksınız, sağlıklı olacaksınız. Kendiniz mi gideceksiniz, tur mu, hangi tur? Akıllı seçim yapmazsanız rezil olursunuz o gezilerde. Onun için seçimler çok önemlidir. Akıllı seçimler şart. Ülkemizde kalburüstü güzide tur firmalarımız var. Hepsine teşekkür ediyorum. Son bir yıldaki gezgin seferberliğime hepsi çok önemli katkılar yaptılar. Nadiren kötü öyküler de olur. Gezginler birbirimizle haberleşiriz. İyi seçim, iyi zaman için. Ben bu kadar ülke görmeme rağmen Mısır’ı geç gördüm. Çünkü istediğim tur firmasının tarihi akademik takvime hiç uymuyordu. Çünkü tek bir kuruluşla, tek bir gemiyle gitmek istiyordum Mısır’a. Ezbere teorik biliyordum Mısır’ı. İskenderiye Kütüphanesi’nde çıldırdım. İrlanda’yı İskoçya’yı görüyorsunuz. Ama ben Dublin’de Trinitiy Kütüphanesi için çıldırdım. İyi okur ve hazırlanırsanız, ne istediğinizi bulup iyi seçim yaparsınız geziniz başarılı olur. Bizim acentelerimizde yetkin yöneticilerimiz var. Benim takdir ettiğim beş harika rehber var. Rehber seçimi de çok önemlidir. Düşünün rehber benim gibi gezginlere anlatacak anlatmak için önce onun çalışkan olması lazım. Avustralya ve Yeni Zelanda’yı küçük bir grupla gezdim. Anında gezgin dostu çözüm üreten genç bir rehber vardı. Onun için teşekkür mektubu yazdım. Hele bir genç görevini iyi yapınca biz öğretim üyeleri daha da memnun oluyoruz. Tur firmaları, rehberler için internette iyi ve kötü tanımlamalar ve kanaatler var. Yeni gezginler aldanmasınlar, iyi hizmet almak için çalışsınlar. Araştırsınlar. Hizmet alamadıklarında da işin peşine düşsünler. Bunu da anlatsınlar. Çünkü satın alınamayacak büyüklük gezginin zamanıdır. Aynı yere ikinci gidiş kolay değildir. Dünyada görecek ülke çok.

“İkinci kez görmek istediğim şehir Şikago”

Şimdi deseler ikinci defa hangi şehre gitmek istersin. Şikago derim. Oraya gider ve rüzgârlı şehri gezerim. Sonbaharda giderim. Jazz dinlerim. Yürürüm. Bir de Almanya’da Lübeck ve Heidelberg’i severim. İnsan çok sevdiği uzak yerlere de tekrar gitmek ister. Japonya Kyoto’da bir tapınağa gideyim, seyredeyim, bir hızlı trene bineyim isterim. Avrupa’da Montrö’yü de severim, Yunanistan’ın küçük kasabalarını, adalarını çok severim. Hissiyat olarak Osmanlı’nın izi olan yerlerde çok mutlu oluyorum. Osmanlı’nın çınarını Girit’te gördüğümde çok mutlu olmuştum. İkinci gidişler pek mümkün olmuyor. Zaman fakirliği var.

“Hedefimde Ergenekon Yaylası”

Hedefimde Ergenekon Yaylası’nı görmek var. Kazakistan’da bunu yapmak isterim. Bunu planlayacağım. Arkadaşlarımla kapalı bir tur yaparak, denir ya karış karış Özbekistan’ı gezdik. Semerkant ve Taşkent’i bağlayan trenleri var. Orası turizmin patlayacağı bir yer. Ülkelerine iyi bakıyorlar. Orada bir gece otağda geceledik. Fransızlar da vardı. Özbekistan Nasreddin Hoca, Timur ve Ali Kuşçu’yu pek sahiplenmiş. Dışişleri ve Kültür Bakanlıklarının buralarla daha fazla ilgilenmesi lazım. Çok sevdim Özbekistan’ı.

“THY ile ülkelere kolaylıkla ulaşıyoruz”

Çin’de Pekin’e THY ilk uçuş zamanlarında ilk kez gittim. Sonra da gittim. Bölge bölge gitmek, görmek gerek. Eksik yerlerim hala var. Çin’i özümsedim. Benim neslim için Çin ve Mao bir bilmecedir. Çünkü ben 80 öncesi İTÜ gençliğiyim. Çin’de neler var, nasıl yapıyorlar, nasıl üretiyorlar? Konusu benim için mühim. Asistanlığımın ilk günlerinde fazla THY uçuşu yoktu. O vakitler “Allah’ım Pekin’e gitmek nasip olacak mı?” diyordum. Çin apayrı bir ülke. Orayı tarih olarak seviyorum. Doğu Türkistan ayrı bir diyar. Bir gezgin olarak Moğol kültürü ilgimi çekiyor. Kim Koreli’dir, kim Moğol’dur, kim Çinli’dir kim Göktürk’tür, kim Uygur’dur bunları okuyup, yazıp, önemsemek çok önemli. Bizim 5 bin yıllık bir tarihimiz var. Oralara gitmek, görmek lazım. Moğolistan’da belli bir kilonun üzerindeki kişiler atın üstüne binmiyor. Böylesi bir saygı var. Bu dünyaya hayran olmamak mümkün değil. Bizim çok zengin bir kültürümüzün olduğunu, ama bugün yaşadığımız günümüz kültürünün geçmişimize göre farklılaşarak olumsuz ilerlediğini de, uygulayanları tenzih ederek belirtmek istiyorum. Çünkü günlük yaşamdaki izdüşümler pek öyle iyi değil. Benim büyüdüğüm İstanbul’un, benim büyüdüğüm Üsküdar’daki ilkokulum ve üniversite yıllarım bambaşkaydı. Geçmişe özlem duymak yetmez. İyi hatırlamak mutluluk veriyor. Ben gelecekte daha iyi olmamızı istiyorum. Çünkü bizim kültürümüzde her şey var. Ben sürdürülebilir yaşam için halka veya endüstriye konferans versem, ilk örnekleri çok eski zamanlardan verebilirim. Bizim böyle bir kendimize gelmemiz gerekiyor. Toparlanıp, ülkemizin büyümesini sağlamalıyız.

“İstanbul’a hiçbir şehre değişmem”

Bu ülke çok güzel. Ben hiçbir şeyi İstanbul’umuza değişmem. Ben hep iki İstanbul var derim. Biri yaşadığımız, bildiğimiz İstanbul. Akıllı yaşarsınız İstanbul’da mutlu yaşarsınız. Keyif zamanları yaratabilirseniz İstanbul güzeldir. Bunun için birinci koşul para değildir. Bilmek ve heves ile yapabilmek önemlidir. İkincisi de şikâyet ettiğiniz İstanbul’dur. Şikâyeti kesip, hepimiz kentimize katkı yapabiliriz. Bir İstanbullu, baharda erguvan ağaçlarına karşı boğazın bir yakasından öbür yakasına çay ve simit keyfi yaparak bakamıyorsa, terk etsin gitsin

Haberin Bağlantısı: